7 Eylül 2016

1942... Dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu. Ve ülkede ilginç, belki esrarengiz şeyler yaşanıyor. Yıllardır Anadolu'yla bütünleşmiş, Türklerle yiyip içmiş, amiyane tabirle kız alıp vermiş Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler hakkında gazetelerde hırsızlık, karaborsacılık, dolandırıcılık haberleri peydah oluyor. Ağustos'ta azınlıkları yok sayan hükümet programının mecliste okunması; Kasım'da Varlık Yasası'nın ilan edilmesi... Yüzyıllardır İstanbul'u İstanbul yapan azınlıkların ellerinde avuçlarında ne varsa çekilip alınıyor. Sonrasında 6-7 Eylül 1955'e uzanan süreç ve utanç...


Varlık Vergisi ile birlikte 1940'lı yıllarda yaşanan azınlık problemlerini konu alan Salkım Hanımın Taneleri adlı kitabı okumanızı ve aynı adla çekilen filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Oysa Birlikte Yaşamak Kutsaldı

Yan tarafta yer alan gazete haberi 6-7 Eylül Olayları'nın çıkış noktası. 6 Eylül 1955'te saat 13.00'da -Londra'da Türk ve Yunan yetkilileri Kıbrıs Sorunu'nu görüşürken- radyodan geçen "Selanik'te Atatürk'ün evi bombalandı" manşetli haber, tüm ülkede ciddi bir infiale sebebiyet verdi. Varlık Yasası'ndan beri temeli atılan halk çatışmasının fitilini ateşleyen şey bu haber olacaktı. 20 bin tirajlı İstanbul Ekspres gazetesi (yanda) o gün tam 290 bin basılmıştı. Kirli, karanlık ve hala aydınlatılmayı bekleyen olaylar neticesinde İstanbul başta olmak üzere ülkenin her yerinde Rum, Ermeni ve Yahudi ailelerin evleri, dükkanları, ibadethaneleri tahrip edildi, yağmalandı.
6 Eylül akşamından 7 Eylül akşamına kadar süren olaylarda 10'dan fazla kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. 400'den fazla kadın tecavüze uğradı. 4000'den fazla ev, 1000'den fazla iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ve 5000'den fazla diğer azınlık bağlantılı yer saldırıya uğradı. O 73 Rum Ortodoks Kilisesi'nin tamamı ateşe verildi.
Tabi ki 6-7 Eylül'ün tahribatı istatistiklerin çok üstünde. 1955'in 8 Eylül'ünde İstanbul bambaşka bir güne uyandı. Bir daha asla eski İstanbul olamayacaktı. Rumlar, Ermeniler, Yahudiler; İstanbul'un renkleri, bu kenti onlarca yıldır olduğundan daha hızlı terk etmeye başladı. Farklılıklara saygımızı hep beraber yitirdik, birlikte yaşamayı unuttuk.

Dünden Ders Almadan Yarınlar İnşa Edilemez

6 Eylül'de komşusunu korumak için evlerini açan, limana gelen yağmacı tekneleri savuşturan Burgazada Türkleri mi olacağız yoksa çocukken harçlığıyla şeker aldığımız, attığı gole çocuklar gibi sevindiğimiz Lefter amcanın evini taşlayan Türkler mi olacağız? İşte bu seçim, dünümüzün ışığında yarınımızı belirleyecek nokta.
Sonuç olarak:
Menderes Hükümeti destekledi ya da desteklemedi, güvenlik güçleri kasıtlı olarak pasifize edildi ya da edilmedi; hala tam manasıyla aydınlanmamış bu olayların iç yüzünde ne tür bir hesaplaşma olursa olsun, 6-7 Eylül Türk halkı için bir utançtır. Tarihin tekerrür etmemesi adına 1940'lı ve 1950'li yıllarda azınlıkların ne tür baskılara maruz kaldığını iyi okumak zaruridir. Türkiye bir "Üçüncü Dünya Ülkesi" olmaktan çıkıp muasır medeniyetler seviyesine ulaşacaksa Türkler utanç duymayı ve özür dilemeyi öğrenmelidir. Hayatın, şehrin her rengine saygı ve sevgiyle...

Yorum yazın