29 Haziran 2017

Bildiğiniz gibi ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu 15 gündür "Adalet Yürüyüşü" için yollarda. Biz de 15 gündür adaletin yolda aranıp aranmayacağını konuşuyoruz. Bu tamamen farklı ve geniş bir konu ama büyük resme bakınca CHP'nin başında geçtiği günden beri etkisizlik eleştirisi altında ezilen Kılıçdaroğlu'nun artık herhangi bir konuda somut bir adım atabilmiş olması umut vaat eden bir durum bence. Bu somut adımların atıldığı konunun adalet olması olaya biraz daha değer katıyor ki neticede yürüyüş başladığından beri öyle ya da böyle bir adalet "muhabbeti" aldı yürüdü.

Kılıçdaroğlu'nun bu yürüyüşü bir yana, son iki gündür gündemimizi işgal eden bir başka durum var. O da Adalet Yürüyüşü'nün 14. gününde Düzce'de kurulan kampın yakınlarına dökülen hayvan dışkısı, daha nazik tabirle gübre. Haberi okumamış olma ihtimaliniz çok düşük. Çünkü iki gün boyunca televizyonda gündüz kuşağından ana haberlere, sosyal medyadan İnternet medyasına her yerde bu haber konuşuldu. Bunun ayıbı, Düzce için utancı, mahkemede yargılanması tartışıldı falan. Peki biz n'apıyoruz abi? Misafirinin yoluna hayvan dışkısı döken 78 AR 958 plakalı kamyonu konuşmayı bırakıp, bok püsür out; aydınlık, ilerleme, teknoloji, eğitim in demek için sizce de geç kalmıyor muyuz? 

Arda Turan out, Sinan Güler in



Mustafa Kemal'in "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim." sözünü tartışacak insan yoktur sanıyorum Anadolu topraklarında. Arda Turan bunlardan sadece zeki sıfatına sahip bence. Dünyanın en büyük kulübünde oynuyor olması tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Her tatilinde göbeğiyle gündem olan adamın "çevik" olduğuna ikna edemez kimse beni. Buna inanan da yoktur herhalde. Ahlaklı desen, zaten değil; bütün dünyanın malumu ki kendisi de itiraf etmekten kaçınmıyor. Milli Takım uçağında Arda'nın yaşı kadardır gazetecilik yapan adamı tehdit eden, üstüne yürüyen, vurmaktan çekinmeyen; üstüne bir de "Yine olsa yine yaparım." diyen adam gibi adamın ahlaklı olduğunu iddia eden de yoktur sanıyorum. Dolayıyla Mustafa Kemal'in gayet iyi özetlediği sporcu tanımına kesinlikle uymuyor Arda. Ben onun sadece garip bir pazarlama ürünü olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki Arda'nın pazarlanma şekli de yalanlarla dolu. Bunu Uğur Meleke çok haklı bir isyanla dile getirmişti.
Yani özet olarak Türk sporunun Arda Turan ve Arda Turan sevicileri ile kaybedecek vakti kalmadı. Arda Turan out, Sinan Güler in demenin zamanı geldi de geçiyor. Peki neden Sinan Güler? Onu özel kılan ne ve ülke sporu için neden değerli?
Tanımayanlar için Sinan Güler'i ufacık tanıtayım. Sinan 1983 İstanbul doğumlu ve şu sıralar Galatasaray'a kaptanlık yapan basketbolcu. Sanıyorum bu yaz düzenlenecek Eurobasket 2017'de de Milli Takım kaptanı olarak sahada mücadele edecek. Sinan Güler zaten basketbol kökenli bir aileden geliyor ki zaten abisi Muratcan Güler de sezonu Beşiktaş Basketbol'da geçirdi. Babası da Türk basketbolunun efsanelerinden Necati Güler. 

Kaçırdığı Her Şut Onu Yukarıya Çekiyor

Son 7-8 yıldır basketbolu takip edenler özellikle 2010'da İstanbul'da düzenlenen Dünya Basketbol Şampiyonası'nı takip etmiş olanlar Sinan'ın son yıllardaki gelişimini net şekilde görebilir. Şöyle özetleyebiliriz durumu. 2010'daki Milli Takım'da görevi oyun için kısa dönemlerde savunmaya enerji katmak olan, hücumda görevi çok kısıtlı olan ve nadir şut kullanan bir oyuncu olan Sinan Güler; bu yaz düzenlenecek turnuvada Milli Takım'ın hem skor katkısı hem de oyunu yönlendirme açısından en önemli hücum silahlarından biri olacak. Sinan'ın bu değişimi büyük ölçüde Galatasaray'a geldikten sonra kadrodaki darlıktan ve oyuncu eksikliğinden kaynaklandı. Transfer edilirken yine yan oyuncu olarak düşünülen Sinan Güler, hücumdaki eksikliği doldurmak için sahaya her şeyini koydu. Bunun yanında ekstra çalışmalarla kendini bambaşka bir seviyeye çıkardı. Bu çalışma ve kararlılık da onu Türk basketbol tarihinin efsanelerinden biri yapmaya yetecek. 
Sinan Güler'i sportif açıdan özel kılan şey kuşkusuz çalışma azmi. Sinan 2010'da da, Galatasaray'a geldiğinde de bol sıfırlı kontratlara sahipti. Ama bu kontratlarla tatmin olmayı hiç düşünmedi. Her zaman daha kaliteli bir sporcu olmak için çalışmaya devam etti. Bunu yaparken de kimseyi ezerek yükselmeye çalışmadı. Saha içinde de saha dışında da akıllarda kalan tek bir olumsuz hareketi olmadı. (Ufak sürtüşmeler, tartışmalar tabi ki yaşanmıştır; bu sporun içinde olan bir şey ama dönüp baktığımda ben kesinlikle Sinan'ın ciddi bir olayını hatırlamıyorum. Hatırlayan varsa da çıkıp söylesin.)
Kariyeri boyunca hiç kirli hesaplar peşinde koşmadı. Özel hayatıyla gündem olmadı. Etrafındaki insanlara saygıyla yaklaşmayı bildi. Dolayısıyla orada burada sürekli haberleri çıkmadı. Gazeteciye falan küfretmek, üstüne yürümek; bunlar zaten Sinan'la yan yana gelecek eylemler değil. Bu spor ahlakı da Sinan'ı izlenmeye, takip edilmeye değer bir insan haline getiriyor.

YouTube Yayıncısı

Tabi ki bu yazının amacı size Sinan'ın nasıl bir sporcu olduğunu anlatmak değil. Çünkü sporla ilgilenenler zaten onun sportif tarafını az çok biliyor. Sinan'ı çok daha özel kılan ve bu yazıya konu eden iki nokta var. Bunlardan ilki yayın yaptığı YouTube kanalı. Önce şunu söylemek gerekiyor. Dünyanın büyük spor ülkelerinde benzeri olmayan bir durum var Türkiye'de. Türk kulüpleri, hatta buna milli takımlar da dahil, sporcusunu medyadan ve taraftarından kaçırmaya çalışıyor. Özellikle sezon içlerinde ve kamp süreçlerinde sporculara ulaşmak ya da sporcuların taraftara ulaşması pek mümkün olmuyor. Bu da sporcuların kendini ifade etmesini, yeni yetişen sporcular için tecrübelerini aktarmasını, toplumsal figürler haline gelmelerini zorlaştırıyor. Dolayısıyla da Türk sporu kontrat ve başarı odaklı bir ortamda "büyümeye" çalışıyor. Bunu yıkabilen sporcu sayısı oldukça az ve bunlardan biri de Sinan Güler.
Sinan YouTube yayıncılığına 2016 Ağustos ayında başladı. Başladığı gibi de 5-10 kanaldan oluşan takip listeme girdi. Kanal genelde haftalık periyotta yayınlanan vloglarla (video blog) ilerliyor. Videolarda kimi zaman antrenmanlardan, kimi zaman maçlardan, kimi zaman kamplardan spor odaklı bölümler yer buluyor. Kimi zamanlar da sporcu gelişimi amacına yönelik tecrübe aktarımı, tavsiye temelinde şekillenen videolar geliyor. Ama kanalı sadece spor odaklı görmemek gerekiyor. Çünkü sportif noktaların yanında Sinan Güler'in hayat tecrübeleri, üniversitelerdeki söyleşileri ve spor eğitimi konusundaki anlatıları da kanalda önemli bir yere sahip. Bu da özellikle 10-20 yaş bandındaki kitlenin spor ahlakını pekiştirmesi ve genel kanının aksine "Zafere giden yolda her şey mübahtır." mottosunu kırarak da başarılı bir sporcu olabileceğini anlaması açısından çok değerli. 
Hemen şuraya izlemek isteyenler için birkaç videosunu bırakıyorum.
Sokakta gençlerle basketbol oynadığı bölüm: Basketbol Sokaklarda
Boğaziçi Üniversitesi'nde ABD'de eğitim konulu söyleşisi: Üniversiteye Dönüş
Eurobasket 2017'nin tanıtım etkinliğindeki VR deneyimi: Eurobasket 2017 - VR Gözlükleri Taktım
İzleyici sorularını takım arkadaşlarına sorduğu bölüm: Galatasaray Soru-Cevap
Bence Sinan Güler'in YouTube kanalıyla anlatmak istediği çok önemli bir nokta var. Spor taraftarla büyüyen bir olgu. Bu; spor, sektör de olsa tutku da olsa böyle. Büyük spor ülkeleriyle ve devasa ekonomilerle yarışmak istiyorsan ülkendeki spor pazarını büyütmek zorundasın. Bu da sporcunu taraftardan saklayarak yapabileceğin bir şey değil. Sporcunu taraftarın önüne çıkarmak için her şeyini vereceksin ki taraftar da sana, mağazana, stadına yaklaşacak. Sen tersini yaparken benim tribünüm neden dolmuyor ya da mağazam neden zarar ediyor diye soramazsın.
Sinan da sporcu-taraftar ilişkisini güçlendirmek için sporcuların tek başına da yapabileceği şeyler olduğunu gösteriyor. Tabi ki ben Sinan Güler'in sadece ekonomik kaygılarla kendini taraftarların önüne attığını düşünmüyorum. Bu zaten yayınladığı videolardaki eğitici ve dikkatli hareket eden tavrından kendini belli ediyor.

Güler Legacy ve BIC Angels

Sinan'ın basketbolun içindeki bir aileden geldiğini biraz yukarıda söylemiştim. İşte bu durumun gelecek nesillere yansıması da Güler Legacy ile gerçekleşiyor. Sinan Güler, abisi Muratcan Güler ve babası Necati Güler; bu yıl 7. si düzenlenecek olan basketbol kamplarında 11-18 yaş aralığındaki genç basketbolculara tecrübelerini aktarıyor. Yine bunu sadece sportif anlamda düşünmemek gerekiyor. Sinan Güler gibi spor ahlakı yüksek bir insanla ve onu yetiştiren iki isimle birlikte çalışmanın genç sporculara tek katkısının sportif olması düşünülemez zaten. Ülkenin her yerinden Güler Legacy kampına katılan genç sporcuların büyük bir kısmının da burslu olduğunu söylemeden geçmemek lazım.
Sinan Güler'i özel kılan diğer bir önemli nokta da BIC Angels'taki varlığı. BIC Angels, Türk ve Alman ortaklar tarafından kurulan ve özellikle İnternet-teknoloji odaklı genç girişimcileri destekleyen bir topluluk. Bu destek yatırım, mentorluk, ortak çalışma gibi farklı alanlarda gerçekleştiriliyor ve Sinan Güler de bu topluluğun önemli destekçilerinden biri. Üniversitelerde gerçekleştirdiği söyleşiler de genel olarak bu yatırım ve girişimcilik üzerinden yürüyor. Dolayısıyla Sinan Türkiye için yalnızca sportif bir figür olarak kalmayıp ülkemizde emekli futbolcuların kafe açması ekseninde yürüyen sporcu-business ilişkisini de geliştirmeyi başarıyor.

Sinan'ı Konuşalım

Sinan Güler hem kariyeriyle hem duruşuyla hem elde ettiği başarılarıyla hem de genç sporculara kattıklarıyla bence ülke tarihinin en büyük 10 sporcusundan biri. Belki hiçbir zaman Avrupa'da elit bir basketbolcu olmadı ama hep belli bir seviyenin üzerinde spor yaşamını sürdürdü. Sporda çok rastlanmayan biçimde 30 yaşından sonra seviye atladı. Bugüne kadar hiçbir zaman kontratı tartışılmadı. Yeri geldiğinde saha içindeki performansı ya da kaçırdığı şutlar eleştirildi ama asla sahaya koyduğu mücadele eleştiri konusu olmadı. Sevgilisine mekan kapatarak gündem olmadı. Rakip oyuncu olarak gittiği spor salonlarının hepsinde saygı gördü, Milli Takım forması üstündeyken ıslıklanmadı. Şimdi Galatasaray'dan ayrılması gündemde ama umarım ülkenin hep özel bir spor figürü olan Galatasaray tam da değerlerine yakışan bir sporcuyu ve kaptanını her ne pahasına olursa olsun elinde tutmakta kararlılık gösterir.
Bütün yazıda anlatmaya çalıştığım üzere Sinan sadece saha içinde kattıklarıyla değerli olan bir sporcu değil. Sinan bize sporcunun ahlaki ve insani değerleri ezmeden de başarılı olabileceğini gösteriyor. Taraftarın öcü olmadığını, taraftardan kaçmaya gerek olmadığını anlatmaya çalışıyor. YouTube'da yayın yapmak için devasa kameralara ihtiyaç yok. Artık profesyonel seviyedeki her sporcunun elinde olan telefonlar bile kaliteli videolar hazırlamak için yeterli. Ceplerindeki telefonlar neredeyse bundan 10 sene öncesinin televizyon yayını kalitesini yakalamaya yaklaşmışken bu sporcuların yayın yapması kesinlikle zor bir iş değil. Böylece taraftarı olayın içine çekmek ve ülke sporunun büyümesini sağlamak çok daha mümkün olacak.
Daha fazla sporcunun bu tür bir yayıncılığa heveslenmesi için de Arda'nın tatildeki göbeğini konuşmayı bırakıp Sinan Güler'i konuşmaya başlamamız şart. Acilen ve ivedi ile.

Kılıçdaroğlu'nun konvoyuna yapılan çirkin hareketten ve bu hareketin gündemi yoğun şekilde işgal etmesinden yola çıkarak Bok Püsür Out, Aydınlık In yazı dizisine başladım. Evet, çirkinlikleri konuşmak zorundayız ki bunları yapanlar utansın ve bu tür olaylar tekrarlanmasın. Ama biz son zamanlarda sadece olumsuz durumları konuşmaya başladık. Türk spor medyası 1 ay boyunca Arda Turan'ın Milli Takım'dan ayrılmasını konuştu. Yapmayın be abi! İleriye tek bir adım atmadan yerimizde sayıyoruz yıllardır. Bu sporda da böyle, eğitimde de böyle, teknolojide de böyle. Ben de bu yazı dizisinde bizi yerimizde saymaktan kurtarıp ileriye götürecek anlayışı temsil eden isimleri biraz anlatmaya çalışacağım. İkinci yazı Cambridge'de Fizik Profesörü olan Mete Atatüre hakkında olacak. Üçüncü yazıda ise Biopipe adlı atık su arıtma sisteminin genç girişimcilerini anlatmaya çalışacağım. Şimdilik seri 3 yazıdan ibaret olacak, keyif alırsam aynı seride yazmaya devam edebilirim. Keyifli okumalar.

Yorum yazın