30 Haziran 2017

"Adalet Yürüyüşü" için Ankara'dan İstanbul'a yollarda olan CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu'nun Düzce'de kamp yaptığı alanın yakınlarına hayvan dışkısı bırakılması olayının gündemi uzun süre işgal etmesine içerleyerek Bok Püsür Out, Aydınlık In yazı dizisini başlatmıştım. Serinin ikinci yazısında Cambridge'deki Kayserili Kuantum Profesörü Mete Atatüre'yi ele alacağım.

Serinin Arda Turan Out, Sinan Güler In konulu ilk yazısına ulaşmak için tıklayın.

Hüseyin Bağ Out, Mete Atatüre In

Hüseyin Bağ, (Prof. Dr.) Pamukkale Üniversitesi'nin atanmış rektörü. 2016'da üniversitenin mevcut rektörünün FETÖ soruşturması kapsamında görevden alınmasıyla rektörlük koltuğuna geçmiş. Burası zaten kendi içinde antidemokratik bir durum. Bu, ülkenin dört bir yanındaki üniversitelerde böyle gerçekleşiyor ve oturup bunu tartışıyoruz zaten. Ama Hüseyin Bağ ismini asıl gündemin tam ortasına oturtan şey 4 Mayıs'ta üniversitenin yeni kurulan İslami Bilimler Enstitüsü'ne eşi Derya Bağ'ı sekreter olarak ataması oldu. 2 hafta falan bütün memleket oturduk; Derya Bağ'ın bu görev için yetkin olup olmadığını, atamanın doğru mu yanlış mı olduğunu tartıştık.
Sonra ülkemin eğitim bakanı çıkıp konuyla ilgili açıklama yaptı. "Atama hak edilmiş olabilir. Ancak vatandaş, yakınlarından birinin görevlendirilmesinin liyakatsiz olduğuyla ilgili bir algıya sahiptir. Vatandaşın algısı gerçeğin önündedir. O doğrultuda hareket edilse daha doğru olurdu." dedi. Bu açıklamayı neresinden tutsan elinde kalıyor, öyle kötü açıklama. Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturan adam nasıl "Atama hak edilmiş olabilir." diyor mesela. Olabilir ne demek sayın bakan? Demek ki senin koltuğuna oturduğun bakanlık gram zerre işini yapamamış, demek ki verdiğiniz Ahlak Bilgisi dersleri bir işe yaramamış. Bir de "Vatandaşın algısı gerçeğin önündedir" diyerek demagoji yaptığını sanıyor ya benim ülkemin eğitim bakanı... Bırakın Allah aşkına kimi neyi eğitebilir bu adam?
Özet olarak; iki hafta ülke olarak oturduk eşini atayan rektörü, onun yardakçılarını ve eğitim ile eğitimcideki çöküntüyü konuştuk. Peki sizce de Hüseyin Bağ, İsmet Yılmaz out; Mete Atatüre in demenin treni kaçmak üzere değil mi? 

Kim Bu Sarışın, Mavi Gözlü Adam?

İsmi tanıdık bulanların merakını hemen gidereyim. Mete Atatüre 2015 yılında Cambridge'deki ekibiyle "ışığın sesini ölçerek" bir süre Türkiye gündeminde yer edinmişti. Ama daha sonra Aziz Sancar medyatikliğini seçmeyerek göz önünden çekildi. Haliyle memleketimin bilime bakışı uzay filmleri izlemekten ibaret olan geniş bir vatandaş kitlesi ile gündemi evrimin müfredattan kaldırılmasıyla dolu olan "bilim camiası" Atatüre'nin adını birkaç gün içinde unutuverdi. Oysa doğal olan Atatüre'nin röportaj vermek için falan fırsat kollaması değildi, benim medyamın "eğitim" muhabirleri onun peşinden koşmak zorundaydı.
Prof. Dr. Mete Atatüre, ressam bir anne ve general bir babanın oğlu olarak gelmiş hayata. Ortaokul döneminde ailesiyle birlikte Amerika'ya taşınmış. Burada "Aaa, Türkiye'de yetişmemiş" tribine girmemek gerek. Çünkü Mete, lise eğitiminin son iki yılında Türkiye'ye geri dönmüş. Ankara'da Gazi Lisesi'ni bitirmiş. Sonrasında Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü'ne girmiş ve lisans eğitimini burada tamamlamış. Doktorasını Boston'da yapmış, ETH Zurich'te post-doktora çalışmalarını yürütmüş. 2007 yılında ise tarihin en değerli üniversitelerinden Cambridge'de çalışmaya başlamış. 2011'de doçent, 2015'te profesör olmuş. 
Hemen burada araya giriyorum. ETH Zurich, Fizik alanında dünyanın en iyi 10 üniversitesinden biri olarak gösteriliyor. Boston ise aynı sıralamada 64. sırada. Şu an çalıştığı Cambridge de listenin 4. sırasında yer bulmuş. (İlgili liste)
Şöyle bir CV'ye göz gezdirince harika bir akademik kariyere sahip olduğunu görüyoruz Mete Atatüre'nin. Ama onu özel kılan yalnız başına bu akademik kariyer değil. Atatüre'nin herkesten farklı yaptığı bazı şeyler var. Örnek alınmasını zaruri kılan değerli yanları var.

Gelecek Y Kuşağı'ndaysa Mete Hoca'yı İyi Anlamak Lazım

Aslında zaman zaman medyada yer bulan Silikon Vadisi araştırmalarını takip edenler Y Kuşağı'nın özelliklerine az çok aşinadır. Y Kuşağı için "çalışma saati" önemsiz bir detaydır; olaylar genel olarak üretkenlik, performans, birlikte çalışma ve gereğince özgürlük üzerine kuruludur. Bu düzeni bir tembellik aracı olarak görenler dışında genel itibariyle başarılı bir tarz olduğu söylenebilir. Çünkü Y Kuşağı'yla birlikte yükselişe geçen bu çalışma sisteminde iş, yapılma zorunluluğunu kaybetmemekle beraber nasıl yapılacağı konusunda kişiyi özgür kılar. Bu da kişinin yaratıcılığını artıran bir unsur olarak öne çıkar.
Bunun bilimle ne alakası var diye düşünmeye başlamış olabilirsiniz. Ama bunu boşuna anlatmadım. Bizim hep o rüyaları süsleyen Facebook, Google, Apple gibi şirketlerden aşina olduğumuz bu anlayış henüz üniversitelere sirayet edecek kadar hakim bir konuma yükselmedi. Yani "Abi Türk okullarında neden böyle katı kurallar var yav" diye dünya üzerinde Türkiye dışında her üniversitenin birer minik Google yerleşkesi kıvamında falan olduğunu düşünmek hata olur. Dolayısıyla Cambridge'den bile bahsediyor olsanız boş vakitlerinde araştırma grubunu alıp neredeyse profesyonel seviyede kanoyla uğraşan Mete Atatüre dünyanın her yerinde farklı ve değerli bir örnek. 
Mete Hoca'nın yaptığı, medyaya dil çıkarak poz verip karısını köle muamelesine maruz bırakan Einstein'ın -ve benzeri bir dolu örneğin- yaptığından çok daha farklı. O bir hafta sonu kano yaparken fotoğraf paylaşıp aynı sıcak gülümsemeyle hafta içi derse girebilen, araştırmasına devam edebilen bir bilim insanı. Bu, öğrencileriyle ve araştırma grubuyla olan ilişkilerinden kolayca gözlemlenebiliyor. Bu mizacı da Mete Atatüre'yi dünya çapında değerli bir örnek yapıyor. 
Mete Hoca'yı Instagram'da takip etmenizi şiddetle ve ısrarla tavsiye ediyorum.

Mete Atatüre'yi Konuşmaktan Başka Çaremiz Yok

Fizik, anladığım ya da hakkında çok şey bildiğim bir konu değil. Aktif olarak dünya çapında tanınan 3 fizikçi say deseniz sayamam. Bu yüzden yaptığı araştırmalar, çalıştığı hocalar, bilime kattıkları konusunda çok şey anlatacak kapasitede değilim. Meraklısı zaten araştırıp bulur. Ama Mete Hoca'nın bize anlatmaya çalıştığı ve benim Mete Hoca'yla anlatmaya çalıştığım farklı bir şey var. Mesela bilimi "insanın doğayla pazarlığı" olarak tanımlıyor. TEDx'te kot pantolonu ve tişörtüyle çıkıp ışın kılıcı yapmanın tarifini veriyor. Ama bütün bunların alt metninde daha önce pek verilmeyen bir mesaj var. Bilimin toplumu ilerleteceği algısını yıkıp toplumun bilimi ilerleteceği fikrini yerleştirmeye çalışıyor. "Ben bilim adamıyım, siz bana hizmet edin; ben de size bilim üreteyim" küstahlığı yerine, "Siz benim için hayal gücünüzle bilimin sınırlarını genişletiyorsunuz" alçakgönüllülüğüyle bilim yapıyor
Üniversite hocası despotluğunu ve "ben üstünüm, öğrencim alçak" anlayışını çoktan terk etmiş Mete Hoca. Şimdi 42 yaşında falan. Önünde dolu dolu bilim üreteceği 20 civarında yıl var. 
Mete Atatüre'nin kalan 20 yılını kaçırmamak ve bu memleketin topraklarından çıkıp bu memleketin topraklarına değer katacak bireylere sahip olmak istiyorsak yapmak zorunda olduğumuz şeyler var. İlk olarak medyada gördüğümüz ve Türkiye'den çıkıp dünya çapında bilimsel işler yapan 18-20 yaşındaki çocuklara "As bayrakları as as" tribiyle yaklaşıp 3 gün sonra bu bilimsel atılımları unutmak yerine bayrak asmayı bırakıp laboratuvar inşa etmek zorundayız.
Türkiye Sanayi Devrimi'ni geriden takip etti, 20. yüzyıl fabrikasyonunu kaçırdı. Şimdi de 21. yüzyılın bilimsel atılımını kaçırmak üzereyiz. Bu ülke dünya üzerinde söz sahibi olmak istiyorsa, bu ülkenin medeni insanlarının TÜBİTAK'ın burs verdiği deli saçması projeleri konuşma lüksü yok. "Hep demagoji, hep demagoji, sabaha kadar demagoji" anlayışıyla siyaset ürettiğini düşünen politikacılarla kaybedecek vaktimiz yok. Karısını atayan rektörle kaybedecek vaktimiz yok. Hep birlikte oturup Mete Atatüre'yi konuşmak zorundayız. Hemen şimdi.

Mete Hoca'yla İlgili Daha Fazlasını Okumak İsteyenler İçin

Yorum yazın