31 Temmuz 2017

2010'lu yıllarda literatüre giren, uygulamaya geçilmesiyle birlikte de Türk futboluna ardı ardına darbeler indiren bir uygulama Financial Fair Play. Kabaca; UEFA futbol takımlarına diyor ki, ürettiğin ekonomi kadar harcama yapacaksın. Böylece hem haksız rekabet engellenecek hem de Avrupa spor ekonomisinin sürdürülebilir büyümesi sağlanacak falan. İşin içine ekonomik kontrol mekanizmaları girince Türk futbolu fazlaca afalladı haliyle. İlk şokun üstüne bir toparlanma sürecine girdi ülke futbolu ve biz sahadaki oyundan çok işin para yanını konuşmaya başladık. Beşiktaş forvet transferine harcadığı paraya göre kalan bütçeyi değerlendirip oyuncu seçecek gibi bir şeyler konuşuluyor birkaç gündür Türk futbolunda. Evet UEFA'nın katı ve bence tartışmaya açık kararlarına uyabilmek için bunu konuşmalıyız. Amma velakin bizim futbolun ekonomisinden de sahada oynanan oyundan da önce ve fazla konuşmamız gereken bir konu var: Oyunun saygınlığı.

Yukarıdaki fotoğrafı net şekilde göremiyorsunuz değil mi? Görmeyin zaten, göremeyin. Görmeye değer bir şey yok çünkü ortada. Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım var yukarıdaki fotoğrafta. Yanlış anlamayın, öyle 3-5 yıllık belediye kulübü başkanı falan değil, 100 yıllık çınar Fenerbahçe'nin başkanı. Görüntüyü çekense bir motosiklet sürücüsü. Aziz Yıldırım ve "çetesinin" trafikteki magandalığını kaydetmiş, görüntüler de bu gece ülke gündemine düştü. Ama biz unuturuz, unuttururlar yani. Bir hafta sonra Aziz Yıldırım büyük transferler yapan büyük başkan olur. Unutmayalım diye yazıyorum bugün, Türk futboluna ihanet edenler unutulmasın diye.

"Şeref Duyarım"

Bu fotoğrafta karakterleri, duruşları ve aidiyetleriyle Türk futbolunun bence tartışmasız en büyük iki efsanesini görüyorsunuz. Galatasaraylı Metin'in jübilesinden bir kare. Son maçını Fenerbahçe'ye karşı oynamak istemiş Metin Oktay, yöneticiler de kırmamış onu. Yalnız Fenerbahçeli yöneticiler Galatasaraylı Metin'den 10 dakikalığına da olsa Fenerbahçe adına oynamasını istemişler. Metin Oktay da "Şeref duyarım" sözüyle karşılamış bu isteği ve sarı-lacivertli efsane Can Bartu'yla 10 dakikalığına formalarını değiştirmişler. Sene 1969...
Sözün özü; Galatasaray'ın parçalı formasını parçalı yapan Metin Oktay'dır, Fenerbahçe'nin çubuklusunu çubuklu yapan da Can Bartu'dur. Galatasaray ne kadar Metin Kurt'sa Fenerbahçe de o kadar Lefter'dir. Ama benim için Fenerbahçe hiçbir zaman Aziz Yıldırım olmamıştır. Beşiktaş, Yıldırım Demirören olmamıştır; Galatasaray, Fatih Terim değildir. 

"Benim Korkuyla Dolaşmama Neden Oldular"

Hatalı ama kabullenemiyor, gücüne güvenerek ağzına gelen her küfrü ediyor, hemen arkasından gelen iki koruması olaya kendi çaplarında müdahale ediyor. Bunlar tanıdık geliyor mu size? Klasik mafya hareketleri bunlar. 65 yaşındaki bir adamın karşısındaki 30'lu yaşlardaki genç adama bu şekilde sözlü saldırıda bulunabilmesinin başka açıklaması olamaz çünkü. Ama bütün bunların ötesinde benim bütün videoda canımı en çok sıkan şey "Benim korkuyla dolaşmama neden oldular" kısmı. Evet, görüntüleri kaydeden motorcu çok masum değil. Belki aracın koltuğunda Aziz Yıldırım'ı görünce daha da üstüne gitmiş. Fakat bunların hiçbiri Fenerbahçe başkanının trafikte magandalık yapmasını, çetecilik oynamasını açıklamıyor bana kimse kusura bakmasın. 
Bu maganda davranışlarını ilk defa görmüyoruz Aziz Yıldırım'da. En son rakip takım başkanına tokat attığını görmüştük mesela. Hakem soyunma odasına girdiği de oldu, gazeteci fırçaladığını da gördük. Hep efsanelerini okuduğumuz, çoğumuzun çocukluk kahramanı olan; bazısının canlı izleme şerefine yetiştiği Can Bartu'ların yapmayacağı ne kadar çirkinlik varsa hepsine şahit olduk yani Aziz Yıldırım sağ olsun.

Alem ve Kral Buysa, Biz Yokuz.

Şu gerçeği sanırım futbolun, hatta sporun, tüm paydaşları biliyor: Sen getirdiğin futbolcuya milyon dolarlar da versen, yüz binlerce forma satıp milyonlarca yayın geliri de elde etsen; sokakta senin formanı tutkuyla taşıyıp "Evet Alex, Alex gole gidiyor, Alex vurdu gol" diyen çocuklar yoksa, taraftarın "İnönü kapalısı" için sabaha kadar sıra beklemiyorsa ortadaki süper ekonomilerin hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayacak.
Yani günün sonunda, bu bir oyun ve bu oyun gücünü tutkudan alıyor. Tutkuyu inşa eden de her maç kavga eden Emre ile Sabri değil, herkes bunun farkında. Tutku; formalarını değiştirmekten şeref duyan, rakibe saygıyı oyuna saygının bir parçası kabul eden, taraftar olmadan bu oyunun basit bir sportif aktivite olacağının bilincinde olan Metin Oktay'la Can Bartu'dan başlıyor. Yani sen, trafikte -en hafif tabirle- magandalık yaparak daha fazla Fenerbahçeli kazanmıyorsun; aksine tribündeki taraftarın sana ve kulübüne olan saygısını zedeliyorsun. Tutkuyu yok ediyorsun yani. Kendi topuğuna sıkıyorsun.
Bu Aziz Yıldırım'a has bir yanılgı değil. Daha 10 gün önce Türk futbolunun başındaki Fatih Terim, Alaçatı'da kebapçı basan "baba" karakteriyle çıktı karşımıza. Birkaç ay önce milli futbol takımı kaptanı Arda Turan, hem de milli takım uçağında babası yaşındaki gazeteciye saldırarak "adamlığını" hepimize bir kez daha kanıtladı.
Financial Fair Play çok sıkıntı değil, arkasından dolaşılır. Bolu'ya 1 milyon Euro'ya paravan transfer yaparsın dertler çözülür. Bunlar aşılmayacak problemler değil. Futbolcunun sözleşmesine 3 milyon Euro yazarsın, el altından 10 milyon Euro verirsin; kimsenin ruhu duymaz. Ama o tanımın önünden Financial'ı atınca, mesele Fair Play olunca tıkanıp kalıyoruz. Çünkü, bir kez daha söylüyorum, futbol alınan verilen paralardan ibaret değil. Futbol 10 yaşındaki çocuğun sokakta haykırdığı futbolcu isimlerinden güç alıyor. Tutkudan besleniyor yani. Duyguların, gönüllerin arkasından dolaşmak; "bug"ını kullanmak mümkün değil. Haliyle Türk futbolu, ekonomisini büyütürken ruhunu hızla kaybediyor. Belki Financial Fair Play'den önce Fair Play'i konuşmak lazımdır, ne dersiniz?

Yorum yazın