15 Temmuz 2017

Aranızda çikolatalı gofret sevmeyen var mı? Peki hala oturup saatlerini televizyon karşısında geçiren? Hayır, öyle televizyonu açıp karşısında telefonda takılmaktan bahsetmiyorum. Haftalık diziler dışında ciddi şekilde televizyonda vakit geçiren, geçirebilen yoktur sanıyorum son 10 yıldır falan. Bunun sebebi ne peki? Bizim izleme alışkanlıklarımız mı değişiyor, televizyon mu değişiyor ya da yayıncılık mı evrim geçiriyor? Aslında bunların hepsi.

Netflix, puhutv, BluTV; altın çağını yaşayan YouTube ve hatta Vimeo, Dailymotion... İzleme alışkanlığımız çokça online'a kaymış durumda. Bunun tabi ki farklı sebepleri var. Bir kısmı sosyolojik sebepler, yaşamın ve isteklerin değişiyor olması. Diğer kısımsa yayıncılıkla ilgili. Yani bakmayın dalga konusu olduğuna; yayının her saati için binlerce TL harcayan, eğitimli personelin yayın yaptığı, gerçek manada emek verilen ve ekmek kapısı olan televizyon kanalları yerine YouTube'da slime yapan 10 yaşındaki çocuğun izlenmesinin doğal sebepleri var. Dolayısıyla yayıncılık seviyesinde hala televizyonun yıllarca gerisinde olan dijital medya, bugün izlenme istikrarı konusunda televizyonu tehdit etmeye başladıysa bunu "çoluk çocuğun hevesi" yaftasıyla bir kenara atmak hata olur.

Kılavuzu Karga Olanın...

İzleyicinin televizyondan dijital mecraya kayıyor olması aslında evrensel bir durum. Ama bunun Türkiye içinde de ciddi sebepleri var ve ben bunlardan bahsedeceğim. Öncelikle şunda sanırım hemfikirizdir: Türkiye'de televizyon ve radyo yayıncılığının lokomotifi her zaman TRT olmuştur. 2000 sonrası kuşak hariç hemen herkes zaten yaşayarak bunu deneyim etti. Bugün bile özel televizyon kanallarının yönetim kademelerinden en alt kadrolarına kadar her yerde kariyerinin bir yerinde TRT'den geçmiş birilerine rastlamak mümkün. Yani TRT'nin durumu doğrudan Türk yayıncılığının genel durumunu belirliyor. 2000 sonrasında Türk televizyonlarındaki kısır döngünün sebebi de büyük ölçüde TRT'nin durağanlığı.
Ben '99 doğumluyum, 5-6 yaşlarımdan bu yana televizyonda bir şeyler izliyorum. Yani 2005-2017 arası falan ve ben "TRT'nin şu yıl yaptığı şu program efsanelerden biridir." diyebileceğim bir şey hatırlamıyorum. Bırakın efsane olacak bir prodüksiyonu, TRT benim izlediğim süre boyunca '80'lerin başındaki Adile Naşit'in Uykudan Önce'si kadar bile yaratıcı ve yankı getiren bir proje üretemedi. Dizi konusunda belirli bir üretkenlikleri var ama o kadar. Dizi dışında neredeyse hiçbir ses getiren proje üretemiyorlar. Haliyle TRT'nin akşamları dizi yayınlayan bir sert ve kısır propaganda aracı haline gelmiş olması izleyiciyi içten içe televizyondan soğutuyor. TRT'nin bu durumu modern döneme damga vuran (!) Kanal D, Star TV, Show TV gibi kanallarda da aynen geçerli.
40'lı yaşın üstündeki izleyiciyi "Nerede o eski günler..." saplantısına sürükleyen durumun genç izleyicideki etkisi tabi ki farklı şekilleniyor. Bilgi kuşağının, sürekli benzer konseptler etrafında dönen ve kesinlikle üretken olmayan televizyon kanallarından kaçışı da özgürlük arayışının yansıması olarak YouTube gibi mecralarda son buluyor. 

Hadi Canım Oradan, Sen Misin Akıllı?

Türk televizyonlarının başında RTÜK diye bir bela var. Yani en azından ben kelimenin tam anlamıyla bela olduğunu düşünüyorum. 2006'da hayatımıza soktukları Akıllı İşaretler diye bir olay var mesela. Temelde çok iyi fikir, yayının hangi izleyici kitlesini uygun olduğunu belirten uyarı işaretleri. Evet, süper. Ama uygulamaya geçtiğinde kesinlikle elde patlıyor. Alt metninde sürekli cinsellik olan, "Arda Turan adamlığını" enjekte eden, kadını metalaştıran programın genel izleyiciye uygun olduğunu söylüyor mesela o işaretler. Hadi oradan be abi! Sonra ağızdaki sigarayı ekran boyunda buzluyorsun, adı da küçük izleyiciyi korumak oluyor. Dolayısıyla RTÜK Türk televizyonlarına hiçbir şey katmazken bir de televizyonu samimiyetsiz bir alan haline getiriyor. 
Televizyondan dijitale kaçış ise burada daha da kuvvetleniyor. Çünkü dijitalde RTÜK yok. Evet, tamamen kontrolsüz olmak kamusal erişime açık mecralarda sağlıklı bir durum değil ki bunu ben de savunmuyorum. Ama burada mesele yine dönüp dolaşıp eğitime geliyor. Yani bu iş +7 ya da +13 yazarak falan olacak şey değil. Senin ülkenin yetiştirdiği çocuk-genç zaten bir sigara için ekranı buzlamana gerek kalmayacak kadar bilinçli olmalı. Aksi halde RTÜK'ün hiçbir işe yaramadığı da ortada.
Neyse konuya dönecek olursak, dijital her anlamda televizyondan daha özgür bir ortam. Haliyle üreten için de izleyen için de her şey daha yaratıcı biçimde ilerleyebiliyor. Bu ilerlemedeki diğer önemli bir sebep de dijitalin etkileşime daha açık bir alan olması. Yani sen gidip YouTube'daki bir videoyu yorumlayarak fikrini iletip yayın mentalitesinin izleyici dostu gelişmesini sağlayabiliyorsun. Aynı durum televizyonda kesinlikle çok daha muhafazakar biçimde ilerliyor.

Statik Görünse de Aslında Televizyondan Daha Dinamik

Televizyonu sattıran en önemli şeylerden biri vaat ettiği 24 saatlik dinamizm. Yani en azından bir zamanlar öyleydi. Televizyonu açtığında karşında sürekli bir yayın olması cezbedici evet. Yayın arama derdin yok, açıp izliyorsun sadece. Ama dijital yayın mecraları televizyona alternatif olarak baş gösterdiğinde fark ettik ki televizyon aslında sandığımız kadar dinamik değilmiş. Aksine asıl akıcılığın son birkaç yıla kadar durağan olduğunu düşündüğümüz dijital mecrada olduğunu gördük. Bunun temel sebebi son yıllarda dijital yayıncıların artmış olması. Yani artık online üretim, kesinlikle tüketimi dengeleyecek seviyeye gelmiş durumda. Bu da YouTube'u ya da Vimeo'yu, Dailymotion'ı açtığınızda daha önce izlemediğiniz ve o anki ihtiyacınızı, bu eğlence de olsa bilgi edinme de olsa, karşılayacak içeriği hazır bulmanız anlamına geliyor. Bu devinim, dinamizmi akşam yayınladığı dizinin ertesi gün öğlen tekrarını yayınlayarak sağlamakta bulan televizyon kanallarına karşı net bir zafer kazandırıyor bence dijitale.

Dijital Güç Kazanmaya Devam Ediyor, Devam Edecek

Televizyonun, YouTube'a kaybediyor olması tabi ki çok geniş bir konu. -Bu arada yalnızca YouTube'u kastetmiyorum. Dijital yayıncılıkta başı çeken YouTube olduğundan vurguyu da onun üzerinden yapıyorum.- Özgürlük, üretkenlik, erişilebilirlik, belki kontrolsüzlük, mali avantajlar... Dijital yayıncılığın bu kadar hızlı şekilde televizyonla karşılaştırılır hale gelmesinin sayısız sebebi var. Ama netice itibariyle farkında olsak da olmasak da bu geçişin bir parçasıyız. Mesela radyo çok büyük ölçüde hayatımızdan çıktı; yerini Spotify, fizy gibi mobil uygulamalar aldı. Görsel medyadaki değişimin de aynı şekilde sonuçlanması muhtemel.
Yayıncılık değişirken eğer bir taraf seçeceksek, ben Survivor yerine YouTube'u tercih etmenizi öneriyorum. Tabi burada dijital yayıncılığın sınırlarının da iyi belirlenmesi gerekiyor. Evet, buradaki sınırlar RTÜK'ün televizyonda çizdikleri gibi olmayacak. Ama ben gereken önem verildiğinde ve dijital daha da güçlendiğinde slime yapma videolarının sonunun geleceğine inanıyorum. Kaldı ki bu dönüşüm sürecinde bunlara katlanmak zorundayız. Sadece dijital yayıncılığın slime'dan ibaret olmadığının farkında olmak gerekiyor. Bunu da biraz araştırmayla sağlamak mümkün çünkü dijitali irdelerken karşınıza muhakkak izlemeye ve desteklemeye değer bir şeyler çıkacak.

Hemen Keşfetmeye Başlayın!

Yorum yazın