21 Eylül 2017

Gönül Yarası'nda Şener Şen ve Meltem Cumbul'un hayat verdiği Nazım Abe ile Dünya arasında geçen bir konuşmadan alıntı bu cümle. Nazım Abe bunu Türkçe söylüyor. Kürtçe yazmak istedim başlığımı. "Bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?"

(Çeviri için yardımını esirgemeyen sevgili Yılmaz Irmak'a teşekkürler.)
Klişeler her zaman çalışır derler. Ve derler ki; acının, sevginin, sevincin... dili olmaz. Ben de bu klişeyle başlıyorum. Biraz bu klişenin altını doldurmaya, belki beni okuyan birkaç kişiyi gerçekten bu klişeye ikna etmeye, dünyamı güzelleştirmeye çalışacağım. Bu satırları okurken paylaşmaya, kalbinize dokundurmaya çalıştığım parçaları dinlerseniz galiba biraz daha iyi ifade edebilirim kendimi.

Gelin Damadın Yüreğidir

Benim için Türk sinemasının en etkileyici sahnelerinden biridir bu. Gönül Yarası'nın anlattığı onca şeyin arasında bendeki en derin izi bırakandır ayrıca. Başlığı da bu yüzden bu sahneden seçtim. Meltem Cumbul'un Dünya'sı hiç bilmediği bir dilde hiç duymadığı bir şarkıya ağlıyor. Kürtçe'ye. Hepimizin yaptığı gibi yani. Farkında olmadan dertlendiğimiz gibi bilmediğimiz dilde, tanımadığımız insanların yaptığı üretime.
Aynur Doğan kimilerinin sandığı gibi Kürtçe bir şeyler söylerken terör propagandası yapmıyor. Kimseyi dağa falan da çağırmıyor. Nazım Öğretmen de bize şöyle çeviriyor Aynur'un söylediklerini, yüreğimize işleyeni:
Dağların inciri, dağların güzeli
İncir ağacısın, gam götürensin.
Güllerin içindesin, güllerin içindesin.
İncir ağacısın, gam götürensin.
Gelin, damadın yüreğidir.
İncir ağacısın, gam götürensin.

Gece Herkese Gece de Ben Günlerdir Uykusuzum

Dido'yu dinlemeyen, bir yerden duymayan yoktu sanıyorum memleketimde. 33'ünde yitip giden Şair Ceketli Çocuk'un söylediği Didou, Karadeniz deyince akla gelen ilk şeylerden biri. Lazca. Birçoğumuz anlamıyoruz yani dinlerken. O "Seri iri şeni serinen do / Kukumela naku ndğaşi" derken, biz sadece "Didou do na ni na" kısmına eşlik edebiliyoruz. Ama Didou yine de yürekte bir yerlerde bir şeylere dokunmayı başarıyor. Hepimizde. En mutlu anımızda ya da en efkarlı gecemizde. Şöyle diyor Kazım Koyuncu, Didou'da:
...
Titreyerek sabah günü,
Senin çiftliğinde dolanıyorum,
Başıboş, şuursuzca.
Bu yaptığın mümkün değil,
Sensiz ben ne yaparım.
...
Ah sevgili sen iyi günlerimde
Yüreğimi nasıl dağıttın?
Gece herkese gece de
Ben günlerdir uykusuzum.

Sen Aşkı Nasıl Bileceksin?

Eleni Vitali, sadece bu şarkıyla tanıdığım bir kadın. Hani öyle oturup araştırmadım da onunla ilgili daha fazlasını. Yunan olduğunu biliyorum. Bir de ne güzel kadın olduğunu. Gramma Kai Grafi'yle yüreğime dokundu. Yunanca dokundu bana. Tek kelime dahi bilmediğim bir dilde. Hani şu denize döktüklerimizin dilinde. Belki böyle intikam alıyordur Yunanlar ha? Yunanların aşklarını dökmedik denize; acılarını, sevinçlerini, hislerini dökmedik. O yüzden Eleni dokunabiliyor bize. Şöyle diyor:
Bana bir mektup, bir yazı yollamışsın;
Beni daha fazla sevmediğini söyleyen.
Bu senin seçimin
Sana iyi şanslar nereye gidersen
Sadece, bak arkanda bıraktıklarına.
Belki, arkadaşlık ederler sana;
Yalnız bırakıldığında.

...

Sabret!

Ara Dinkjian, Ermeni. Anadolulu. Tek kelime etmiyor bu parçasında. Sadece isim vermiş ona "Hampere" diye. Sabret demiş. Söz söylemeden çok şey anlatmanın yolunu bulmuş; kalplere girmenin, göğüste bir şeyler hissettirmenin, sabrettirmenin. Bu yüzden bizim zaten. Bu memleketin, bu toprakların, bu dilin, bu kültürün sanatçısı Ara Dinkjian. Ve şarkısı.

Şarkılar Başka Bir Dünyayı Mümkün Kılabilir

Belki bunların hepsini biliyorsunuz, belki bazılarını ilk defa dinlediniz. Hiçbiri benim konuştuğum dilde değil, bizim konuştuğumuz dilde değil. Kürtçe, Lazca, Yunanca... Bir de Ermenice ezgiler. Ve eminim hepsi bir gün, bir yerde dokunuyor hepimize. Müziğin diliyle. Birlikte yaşamanın diliyle konuşuyorlar. Çünkü en başında sığındığım klişenin anlattığı gibi, duygular bize kendi dillerini dayatıyor. Ve yürekte ne millet ne ırk ne dil ne din bırakıyor.
Hani her gün okuduğumuz, dinlediğimiz, yazdığımız, çizdiğimiz; altı bomboş "Hepimiz kardeşiz, bu kavga ne diye" temelli yaratımların altını doldurmak belki de ezgilerle mümkündür. Belki bir yerlerde ölen birilerine ağlamak, ölenden taraf olmaktan ibaret değildir. Belki "Abi Kürtler'e ne istediler de vermedik" demek yerine, Kürtler'in ne anlattığını anlamak Dar Hejiroke'yle mümkün olur. "Anadilde eğitim"in ne demek olduğunu Kazım Koyuncu'nun Didou'suyla anlamak mümkün olabilir. "Nasıl denize döktük ama" demeyip Yunanların şarkılarını dinleyebilmek en büyük zaferdir belki. "Ermeni dölü"nün acısını anlamak belki de biz sazda gizlidir yalnızca. Yani "Anadolu çok büyük medeniyet be abi" derken Anadolu'yu bilmek, Anadolu'yu Anadolu yapanı yaşamak ve yaşatmaktır belki bu toprakları vatan yapan.
Sadece dinlediğiniz şarkılarda, bir anda aklınıza düşen melodide; bilmediğiniz dilde söylenen sözü nasıl bu kadar benimsediğinizi hatırlayın. Bırakın artık denize dökmeyi, köklerini kazımayı. Başka bir dünya belki şarkılarla, türkülerle mümkün olacaktır.

Ne Dinlemeli? Ne Okumalı? Ne İzlemeli?

Yorum yazın