10 Eylül 2017

Bildiğiniz üzere çok sevgili Eğitim Bakanlığımız ilk ve ortaöğretim müfredatında revizyona gitti. Aslında söylenecek çok bir şey yok. Ben sadece bu topraklarda doğup büyüyen, onca yıldır binlerce saçmalığa ve skandala şahit olan insanların birkaç ay önce Norveç'ten gelip buraya yerleşmişçesine; müfredat değişikliğine beklenmeyen ve şaşırtıcı bir olay muamelesi yapmalarını anlamsız buluyorum. Evet gündemin ilk sırasında bu müfredat değişimi olmak zorunda ama nasıl bunu şaşkınlıkla karşılayıp kısır muhalif eleştirilerle sindirmeye çalışıyorsunuz gerçekten anlamıyorum.

Konuya tekrar dönecek olursak, meseleyi bir alıntıyla anlatabilirim.
Hitler'in başbakanlığı ele geçirişinden dört buçuk ay sonra, 1933 yılının 10 Mayıs akşamı, Berlin Üniversitesi meydanında kitapların yakılması töreni izlendi. Binlerce genç, Nazi Partisi'nin ileri gelenlerinden Goebbels ve Göring'in gözetimi altında meydana yığılmış kitapların üstüne ellerindeki meşaleleri attılar; yirmi bin kadar kitap yakıldı.
"Kitap yakma töreni" başka kentlere de sıçradı; yukarıdan aşağıya doğru emir ve komuta zincirine göre eylemler düzenleniyordu.
Hangi kitaplar yakılıyordu? Thomas Mann, Erich Maria Remarque, Jack London, Sigmund Freud, Emile Zola, Marcel Proust, H. G. Wells, Andre Gide, Upton Sinclair, Albert Einstein, Stefan Zweig'dan başlayarak dünya kültürüne ve bilimine katkıda bulunmuş ne kadar yazar varsa, ürünleri yok ediliyordu. Genç Naziler bildiri yayımlamışlardı:
- Geleceğimizi sinsice tehlikeye sokan ya da Alman düşüncesinin, Alman ailesinin ve halkımızın itici güçlerinin kaynağını bozan kitaplar yakılmalıdır.
Propaganda bakanı Dr. Goebbels, kitap yakanlara yeşil ışık yakıyordu:
- Artık Alman halkının ruhu, kendi anlatımını yeniden bulabilir; bu alevler yalnız eski bir çağın sonunu aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni bir çağa ışık tutuyor.
22 Eylül 1933'te çıkarılan bir yasayla Dr. Goebbels'in başkanlığında ve emrinde bir "Kültür Odası" kurulmuş; amacı şöyle saptanmıştı:
- Bir Alman kültür politikası izleyebilmek için bütün alanlardaki sanatçıların Alman hükümetinin önderliğinde birleşik örgüt niteliğine dönüştürülmesi gerekir.
...
Propaganda Bakanlığı'yla Sinema Odası, bütün yabancı ve yerli filmleri denetliyorlar, tam anlamıyla sansürü uyguluyorlardı; bu nedenle kitap yakılması gibi film yakılmasına gerek kalmıyordu.
Ancak faşizmin alabildiğine salgınlaştığı ve toplum hastalığına dönüştüğü Almanya, bu çılgınlığın faturasını tarihte hiçbir ulusun görmediği kadar ağır bir biçimde ödeyecek; İkinci Dünya Savaşı'nda seferber edilen 5 milyon Almandan 3.5 milyonu yaşamını yitirecekti. Sivil kesimdeki yitiklerin hesabı bilinmiyordu. Almanya ikiye bölünecek; bugün bile süregelen horlanma ve aşağılanma sürecini yaşayacaktı. Koca ülke tam bir yangın yerine dönüşecek, alevler bütün ülkeyi yalayacaktı.
1933 yılında meydanlarda yakılan kitaplar intikam mı alıyordu?
Uygarlığın ürünlerini yakmak isteyenler, tarihte hep yanmışlardır.
Filmleri, kitapları, resimleri, şiirleri, bilim yapıtlarını ortadan kaldırmak, yasaklamak, yok etmekle hiçbir yere varılamaz.
Ortaçağda insan yakarlardı, çağımızda insan yakmasalar bile sanat ve fikir ürünlerini yakma hastalığı ne yazık ki sürüyor.
  

(İlhan Selçuk'un ilk kez 1984 yılında yayınladığı "Düşünüyorum Öyleyse Vurun" isimli yapıtından. 2008 Mayıs, 28. Baskı, Cumhuriyet Yayınları)
Şimdi kalkıp burada "Abi Tayyip aynı Hitler gibi hareket ediyor, Türkiye faşizme sürükleniyor yav" tarzında bir şeyler söylemeyeceğim. Kaldı ki Türkiye, Nazi Almanyası'na dönüşebilecek bir coğrafya değil. Sadece bugün ülkede hükümetin yaptığı hataların daha önce de yapıldığını ve sonucunun ne olduğu görebilmeniz için bu alıntıyı sizinle paylaştım. 

3.5 Milyon Alman Öldü, Peki Goebbels'e Ne Oldu?

Nazilerin Propaganda Bakanı Dr. Goebbels, İkinci Dünya Savaşı'nın en büyük savunucularından biriydi. Yani elinde 3.5 milyonu Alman olmak üzere milyonların kanı vardı. Peki sonra? Kitaplar yaktıran, sansür mekanizmaları kuran, baskı altına alan Goebbels; yüce önderi Hitler'in intiharından 1 gün sonra, karısıyla birlikte 6 çocuğunu zehirleyerek öldürdü. Hemen ardından önce karısını sonra kendini vurdu, külleri yakıldı. Geriye mi? Geriye hiçbir şey kalmadı, tarihe karıştı.
Ya Einstein? Freud, Zola, Proust... Hala onların yaktığı mumun alevi aydınlatıyor bilimin yolunu. Yakılan kitapların hepsi hala raflarda. Fikirleri, ürettikleri; aklınıza gelecek ne varsa hepsi bizimle yaşamaya devam ediyor.
Yani, yanisi şu: müfredatta Evrim olmasın, farklılıklar istenildiği kadar hor görülsün. Fıtrat falan desin kitaplar. Bilim yerine cihat anlatsın öğretmenler. Ama korkmayın, bize kalan yine aydınlık olacak. Bir gün gelecek, bu müfredatı tarih kitaplarında okuyacağız; Hitler'i ve Goebbels'i okuduğumuz gibi. Bilimin ışığı? O hiç sönmeyecek, raflarda yine Darwin olacak yine Einstein'ı bileceğiz. Karanlığın umutsuzluğu içinizi kapladığında gözlerinizi kapatın ve sabahı bekleyin, güneş yine tüm haşmetiyle tepede olacak. 

Ne Dinlemeli, Ne Okumalı, Ne İzlemeli?

  • Kardeş Türküler'in yeni albümü Yol'u dinlemelisiniz. 
  • George Orwell'in baskı ve faşizm eleştiri Hayvan Çiftliği'ni okumalısınız.
  • Mel Gibson'ın modern başyapıtı Hacksaw Ridge'i (Savaş Vadisi) izlemelisiniz.

Yorum yazın